Ahirette Bir Gazeteci
SAHNE: Ahiretteyiz. Sahneye loş bir ışık hâkimdir. Sahnenin sol tarafında füzeye benzer bir araç bulunmaktadır. Sahnenin sağ tarafında ise siyah bir masada oturan, gözü sürekli bilgisayarda olan, ahirete giriş çıkışı sorgulayan simsiyah giysili bir adam görülür. Sorgucu çok kızgındır.
SORGUCU: Kaç bin yıldır ahiretteyim… Özel bir araçla ahirete gelen mevtaya ilk kez rastlıyorum. (Masadan kalkar. Aracın kapısını açar. Araçtan genç bir adam iner. Elinde kamera vardır. Ürkektir. Sağa sola bakınır.)
SORGUCU: Kimsin oğlum sen? Başka bir gezegenden falan mı geldin?
GAZETECİ: Hayır efendim! Dünyalı bir gazeteciyim sadece.
SORGUCU: (Gazeteciyi hayretler içinde baştan ayağa kadar süzer.) Kefen desen yok, tabut desen o da yok! Ne işsin oğlum sen?
GAZETECİ: Sultan V. Murat ile röportaj yapmak için geldim, döneceğim.
SORGUCU: Ne? Dönecek misin? Benimle kafa mı buluyorsun oğlum sen? Burası ahiret, buradan çıkış yok!
GAZETECİ: Benim rezervasyonum gidiş dönüş efendim.
SORGUCU: (Kahkahalar atarak füzenin yanına gelir ve onu incelemeye başlar.) Dünyada artık yeni trend bu mu? Geri döneceksin diye seni bununla gömdüler ha! Kanmayın oğlum bu yalanlara, yemeyin bunları…
GAZETECİ: Dinlerseniz anlatayım efendim. Dünyada Elin Mask diye bir mucit var. Zenginleri, çok büyük paralar karşılığında uzaya gönderip duruyor. Günün birinde ahirete de sefer başlatacağını duyurdu.
SORGUCU: Yok artık! Kim gelmek ister ya? Hem de para vererek…
GAZETECİ: (Göğsünü gererek…) Ben bir delikanlı olarak en ön safta yerimi aldım.
SORGUCU: Fare zehri içmek hiç mi aklına gelmedi? Çok daha ucuz üstelik. Kaç para verdin peki?
GAZETECİ: Ben para vermedim ki… Kimse gelmek istemeyince, Mask da bana kıyak geçti.
SORGUCU: Vay bıçkın delikanlı, vay! Allah akıl fikir versin diyeceğim ama artık gerek kalmamış. (Bilgisayarın başına geçer.) Sen kiminle görüşmek için gelmiştin buraya?
GAZETECİ: Sultan V. Murat ile… Onun hakkında bir kitap yazıyorum da...
SORGUCU: (Alaycı bir sesle…) Seneler var ki Sultan diye kimse gelmiyor. Ama gene de bakalım. Kaçıncı Murat demiştin?
GAZETECİ: V. Murat.
SORGUCU: (Bilgisayara dikkatlice bakar ve tuşlarla oynar.) I. Murat var. Hatta onun II ve III. Murat sürümü de var. Uyar mı?
GAZETECİ: Hayır, uymaz efendim! Aradığım otuz üçüncü Osmanlı Padişahı, yüz on ikinci İslam Halifesi V. Sultan Murat.
SORGUCU: Haaa..! Deli Murat desene... (Yüksek sesle çağırır.) Deli Murat!
(Sahnenin sağ tarafından, bilgisayar masasının hemen arkasından bir kapı veya perde açılır. V. Murat içeri hışımla girer. Sorgucu sahneden gülerek kaçar.)
V. MURAT: Kim ulan o deli Murat diye bağıran?
GAZETECİ: Es selamünaleyküm ey şevketlü, azametli, celadetli, zat-ı şahaneleri, zat-ı hümayunları… Sultanımız. Padişahımız. Efendimiz... Beni huzurunuza kabul ettiğiniz için size şükranlarımı sunarım.
V. MURAT: Ve aleyküm selam delikanlı. Huzuruma onca insan çıktı, lakin senin gibi gevşek, yalakasını görmemiş idim.
GAZETECİ: Teveccühünüz efendimiz. Çok teşekkür ederim.
V. MURAT: Bunca dalkavukluğu ancak nazırlarımda görür idim. Benden acil bi talebin olmalı herhalde?
GAZETECİ: Hem de ne acil Sultanım. Zamanım çok kısıtlı. Sizinle bir röportaj yapıp geri döneceğim dünyaya...
V. MURAT: Güldürme beni bre zındık.
(Ayağa kalkar. Ellerini havaya kaldırarak okuduğu şiire duygu verir.)
Sizin bir şairiniz vardır. Onu da mı bilmezsin. Bak ne der:
“Birçok gidenin, her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”
GAZETECİ: Ama ben döneceğim Sultanım. Elin Mask ile anlaşmam öyle!
V. MURAT: Elin maskarası ile ne anlaşmasıdır bu?
GAZETECİ: Çok parası olanları uzaya gönderiyor ya!
V. MURAT: Eee…?
GAZETECİ: Bu kez de ahirete göndermeye karar verdi. Şu sansıma bakın ki ahiret yolculuğuna benden başka başvuran olmayınca, Elin Mask bana kıyak yaptı ve beni beleşe ahirete gönderdi.
V. MURAT: (Gazeteciyi tepeden tırnağa süzer ve bir süre bekler.) Ben deli, sen akıllı ha? “Beleş mezar bulsan içine gireceksin.” dedikleri bu olsa gerek. Ne diliyorsun benden reaya. Ne dileyeceksen tez dile!
GAZETECİ: Sizin hayatınızı yazmak istiyorum Sultanım.
V. MURAT: Onca kaynak var dünyada. Onlardan yararlanaydın.
GAZETECİ: Tarih kitaplarında yazılmayanı yazmak istiyorum efendim.
V. MURAT: Sizin tarih dediğiniz dedikodu, yalan, dolan, batıl, hurafe, safsata...
GAZETECİ: Onlar dahi benim merak ettiğimi tam detaylı yazmamışlar. Ben yazıp dünyada büyük bir bomba patlatacağım.
V. MURAT: (Gazetecinin etrafında bir tur atar.) Henüz veliaht idim. Kurbağalı deredeki köşkümde Jön Türkler ile edebî, siyasî, felsefî konuları tartışmışım. Orada neler konuşmuşuz, onu mu yazmak istersin?
GAZETECİ: Yok efendim. Jön Türkler, eski Yeşilçam filmlerinde kaldı. Tutmaz…
V. MURAT: Yeni Osmanlılar, Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Beyler uyar mı?
GAZETECİ: Onlar eskide kaldı. Kıvanç Tatlıtuğ bile artık takipten çıkarılıyor.
V. MURAT: “Mason Locası Toplantıları” yaptık diye yazdılar. Onları mı anlatayım istiyorsun bre zındık? Ne istiyorsun?
GAZETECİ: Sinirlenmeyin Sultanım! Bana ne masonlardan. Ayrıca “Mason-Fason” taklidi çağrıştırıyor.
V. MURAT: Her gün, her gece öldürülmek korkusuyla yaşamak nedir bilir misin? Amcam Sultan Abdülaziz, yan odada bilekleri kesilerek öldürülmüş. Delirmemek mümkün mü? Bunu mu merak ediyorsun sümsük?
GAZETECİ: Memlekette deliden çok ne var efendim. Kimsenin ilgisini çekmez.
V. MURAT: Her an beni de almaya gelenleri beklemekteyim. Karşındakinin hasım mıdır, hısım mıdır bilmemektesin. Söyle bana bre zındık, delirmemek mümkün mü? Bunları mı merak ettin?
GAZETECİ: (Korkar ve tedirgin olarak biraz geri çekilir.) Haklısınız kim olsa delirir. Kendinizi suçlamayın efendim. Şu anda durumunuz nasıl Sultanım?
V. MURAT: Kardeşim Abdülhamid ile korkuyla büyümüşüz. Birbirimize sarılarak ölüm korkusunu yenmeye çalışmışız. Ölüm korkusu mu merakın ha?
GAZETECİ: Merak ettiğim o da değil efendim.
V. MURAT: Tahta çıkarken, Cuma Selamlığı’na giderken fenalık geçirmişim. Şimdi söyle bana godoş! Sen akıllı, ben deli öyle mi?
GAZETECİ: Taktınız bana kafayı efendimiz. Ben size deli demiyorum ki!
V. MURAT: Demek senin ne haddine melun! Ölüm korkusunu mu merak ediyordun ha? Söyle, niye geldin buraya?
GAZETECİ: Hayır efendim, benim bu konularla hiç ilgim yok! Amcanız Sultan Aziz ile Batı’ya ilk seyahatine çıkışınız vardı ya…
V. MURAT: Batı ile olan ilişkilerimizi düzeltmek için Osmanlı tarihinde ilk kez seyahate çıkmışız. Onu mu merak ettin?
GAZETECİ: Evet efendim ama biraz başka şeyler için! Aganaga aganigi gibi.
V. MURAT: VII. Edward ile mükemmel bir dostluk kurmuşum. Devletlerimizin geleceğini mütalaa etmekteyiz…
GAZETECİ: Oraları geçin efendim. Sadece VII. Edward ile mi dostluk kurdunuz?
V. MURAT: Evet!
GAZETECİ: VII. Edward’ın kız kardeşi ile aşk yaşadınız mı? “VII. Edward bahane, Edward’ın kız kardeşi şahane.” diye tefrikalar yazılmış o zamanlar.
V. MURAT: Yazanların beyinleri uzağı değil, bel altını görmek için yaratılmış.
GAZETECİ: Neyse efendim, yok muydu öyle bir şey? Kız kardeşi güzel miydi? Baş başa kaldığınız doğru mu? Tebdil-i kıyafet ile kaçamak falan hani var mı? Bana bunlarla gelin Sultanım. Bana ne meşruiyetten, meclisten… Aşk, meşk var mı Sultanım? Onlar reyting yapıyor.
V. MURAT: Varsa var! Tarih bununla mı ilgilenir. Tarih, geçmiş zamanla ilgili belge ve bulguların toplanması ve dürüstçe yorumlanmasıdır. Tarih bilimdir, bunu koy kafana bre zındık.
GAZETECİ: (Tırsar. Birkaç adım geri çekilir.) Bana ne kızıyorsunuz efendim?
V. MURAT: Allah’ın gazabı üzerinde olsun. Bunca memleket meselesi varken sen ne ile ilgileniyormuşsun. Deyyus seni…
GAZETECİ: Kızmayın Sultanım. İçinde cazibeli kadın olmayan tarihi yazılar, filmler günümüzde pek tutulmuyor. Ondandır efendim.
V. MURAT: Ne demek o?
GAZETECİ: Anlatayım Sultanım. (Kanuni’yi güya taklit eder. Elinde kılıç ata binmiş ve gidiyor gibi yapar.) Cihan Padişahı Kanuni Süleyman’ın yaşamını anlatan “Muhteşem Yüzyıl” diye bir dizi çevrildi. Millet, Kanuni Sultan Süleyman’ı değil de hanımı Hürrem Sultan’ı konuştu.
V. MURAT: Sizin tarih dediğiniz dedikodu, yalan, dolan, batıl, hurafe, safsata… Sen de şimdi beni yazıyormuş gibi yapıp Edward’ın kız kardeşini yazacaksın değil mi bre deyyus. (Boğazına sarılır.)Yıkıl karşımdan melun şimdi boğacağım seni.
(Gazeteci füzeye doğru kaçmaya çalışır. “Elın, Elın Mask yetiiş” Işıklar söner. PERDE)