Yeni Rota

Elinde tuttuğu, arabesk desenli fincanda sabah kahvesini yudumlayan Hanzade Hanım, ahşap sundurmanın kenarına yuva yapmış menevişli güvercinle tantanalı bir sohbet içerisindeydi.

“Ah be şekerim. Bugün de mi uçmayı öğrenemedi minik yavrun? Kesin erkek onun cinsiyeti yaşadıklarımdan bilirim. Belki de hissikablelvuku. Neye yorarsan yor ama, ağırdan alırlar her şeyi,  hep dürtmek, itelemek gerekir erkek çocuğunu. Eylülüm, ne kadar aceleciyse, Hazanım da o kadar ağırkanlıydı. Dünyaya gelişlerinden belli. Yedi sonbaharı aralık ettiler birbirlerine. Biri vaktinden iki ay önce merhaba dedi, diğeri yirmi gün gecikti. Hem gelirken hem de giderken.

Bak! Senin de yavrunun biri çabucak uçup gitti yuvadan, diğeri hala tembellik ediyor. Minicik koyu gri gaganla ittirdiğini görmüyor değilim. Kaç gündür koyduğum bulguru da yemedin Eridin bittin. Ben de senin gibiydim biliyor musun? Sağ elim kızımı tutmaya çalışırken, sol elim oğlumu itekliyordu. Baksan şimdi ikisi de uçup gitti kanatlarımın altından. Aceleye lüzum yok bırak, vaktini kendi belirlesin. Sarıgözlerinle bakma öyle anlamaz gibi, o da gidince sen rotanı nereye çizeceksin? Hiç dilemem, ama belki de bana benzeyeceksin? Çıpasız gemiyim diyorum artık kendime, amaan neyse ne. Herkes bir şekilde yeni yollar buluyor nasıl olsa. Dingin sularda rotayı hesaplamak kolaydır, baksan herkes kaptan.

Fark ettin değil mi? Hava bugün ağır. Mevsim pusunun altında bulutlar yüklü, yağmur ha yağdı ha yağacak. Islanmasanız bari. Üşütür bu mevsimin yağmuru. Görüyor musun? Ellerim titriyor, içtiğim kahvenin yarısı ağzıma, diğer yarısı kim bilir ne zamandır yıkamayı beceremediğim gömleğimin yakasına. Üşüyorum üstelik.  Yaşımdan mı, yaşadıklarımdan mı? Bence doğalgazın kesik olmasından. Penceremin önüne kara kanatlınla birlikte yığdığınız çalı çırpıyı görmeseydim çoktan gitmiştim ben de yeni yuvama. Kıyamadım sizi bırakmaya. Gönlüm el vermedi. Yuva bozanın yuvası olmaz derdi büyükannem. Yatılı Fransız Mektebine gittiğim ilk günlerde Madamın teftiş edeceğini duyduğumda korkudan çöpe atmıştım boğaza bakan penceremin önündeki birkaç parça dal yığınını. Ömrümce vicdan oldu. Ben de sizin gibi hep başkalarının kıyısında köşesinde kurdum geleceğimi. O da temellenemedi, bozuldu.  

Valizimin içine tıkıştırdığım birkaç parça eşya ve albümlerim kaç gündür kapı önünde öylece bekliyor. Fazlasına gerek duymadım. Ama fincanımı alacağım yanıma. Annemin hatırası. Bulunca öyle sevindim ki kulpunun kırık olmasına bile aldırmadım. Elim yana yana içiyorum şu mereti. Keşke yanan sadece elim olsa.

Evin kilidi, ne zamandır döndürmemi bekliyor. Senin ufaklığa bakınca anladım biraz daha bekleyecek. En iyisi biraz müzik dinleyelim de keyfimiz yerine gelsin.  Seni köftehor! Duyunca sen de heyecanlandın. Ayağa kalktın. Boynunun altındaki yeşil halkaları gri beyaz kanatlarının altına saklamasan tüm güzelliğin ortaya çıkacak. Ben de sakladım senin gibi. İçinde bulunduğumuz ayın elli beş kez öncesinde çıktığım yolda, eğitimimi, ailemi, arkadaşlarımı, hayallerimi sakladım. Onlar da çıkmadı bir daha yoluma. Keşke sakındığım birkaç hare olsaydı senin gibi. Kendimi saklamışım aslında. Geçmiş mutluluklarımı, artık şu köhne pikabın safir uçlu iğnesinde arıyorum. Hadi gel, usul usul eşlik edelim notalara.

Sen şimdi, bu yaşlı kadın neler söylüyor diyeceksin ama madem sizin için erteledim gidişimi anlatacağım kanatlı arkadaşım. Masallar yalnızca şatolarda mı yaşanır? Bu evde de yaşandı bir zamanlar. Çınar ağacını görüyor musun? Rahmetli dedem dikmiş. Gövdesi odun, yeşilliklerin arasına kurulmuş salıncağım vardı benim. Uçtuğumu hayal ederdim. Şimdi döne döne ahenkle düşen kurumuş yapraklarına bakıyorum. Ellerime benzetiyorum onları. Artık dans ettiklerini göremiyorum. Oysa yeşilden kahverengine, oradan sarıya sonra da kızıla alacalanan yaprak koleksiyonum vardı benim. Bu mevsiminin hüznüne inat, yarım kalmış her hikâyeye yeni bir başlangıç derdim. Benim de yolum bu mevsimde kesildi, yolculuğum bu bahçede başladı. Masallarla büyüdüğüm çocuk odamdan erişkinliğe açılan uzun bir geçit oldu yaşamıma. Çocukluğumsa peşimde hep gölge olarak kaldı.

Yetmiş yılının sonbaharıydı. Toprakta filizlenip, çatı katına kadar uzanan asmanın bize bahşettiği salkımlara dadandığım gün. Yandaki bahçeye misafir olarak gelen karınca gözlüklü gencin kaderim olacağını nereden bilebilirdim ki? Yalnızca üzüm yeme derdindeydim. Senin kara kanatlın gibi onun da kömür rengi gözleri, heybetli bıyıkları vardı. Bir de insanın içine işleyen derin derin bakışları. Kolumdan çekip göğsüne yasladığında, elimde salkım, yarısı dilimden damağıma, diğer yarısı çenemden aşağıya. Tam da o an mıhlanmışçasına kayıtlandı hafızama gövdesi, elleri. Gri bulutlar daha şekilli, yapraklar daha asil göründü gözüme. Kalbimle aklım arasında gidip gelen çaresizliğimi hiç anlatmayayım. Sararıp yere düşen yapraklar gibi kaderime boyun eğdim. Esen rüzgârın savurduğu yere gittim. Toz duman olur biriken öbek yığını. Dumanı da gördüm tozu da.  Sizin çalı çırpı yuvanıza benzercesine, bir döşek, iki yastık kurduk evimizi. Vefalıdır sonbahar, birbirine tutunursun. Tutunduk. Yağmura, çamura inat korursun yavrularını. Koruduk. Kalbimiz güneşle attı, zaman geldi üzerimize gecenin nemi yağdı. Tam bahar gelip de güneş yüzünü gösterdi dedik, bizim için her şey tepe taklak gitti. Eylül, vaktinden önce uçup gitti hem yuvadan hem de bu dünyadan. Üstelik isminin hakkını verircesine tam da bu mevsimde. Birbirimizi teselli edemedik. Hazan da avutamadı. Barışamadık, ne kendimizle ne de yuvamızla. Kadife yalanlar arasında elimizdeki paçavraları kırk yama yaptık üzerimize örttük, o da yetmedi. İçimizin yangınlarında bazen yandık bazen söndük, bir avuç kor kaldı elimize. Senin kara kanatlın da gelmiyor kaç gündür. Bence pes etti. Benim kara gözlüm de ideallerinin peşinde koştuğu toplantılarda tanıdığı kaknem kıza gitti.

Ah!  Hazanım. Onun gitmesini de ben istedim. Senin gibi iteleyip durdum. Şimdi rotasız seyyah oldu, kim bilir hangi şehirde. Gülmeyi unutmadım ama kahkahalarım uzun zamandır boşlukta. Bakışlarım efkârlı, uykularım çapaklı. Yürüdükçe daralan bir tüneldeydim sanki. Dilime yapışan sası tadın kaybolmayacağını bilsem de sonunda ışık görmek umuduyla geldiğim bu bahçe yeni yaşamımın kapılarını açıverdi birden.

Bak, bak! Uçuyor miniciğin. Çınarın dalına kondu. Vakit geldi demek ki. Haydi ben de alayım bavulumu, kilitleyim kapımı.

Demir kapının önüne gelen sarı taksiye binen Hanzade Hanım, el çantasının içindeki çalı çırpı arasında bulduğu küçük kâğıda yazılı adresi ön koltuğa uzattı.” İkinci Bahar Bakımevi”

Yeni yetme gençliğinde ezberine kazınan şair Raimbaoud’un dizeleri geldi aklına,

“Gerçekten ani midir? Göstere göstere mi gelir sonbahar? Yoksa yaz rehavetinden çıkan gözler görmek istemez mi tefrişini? Ama eninde sonunda gelir.”

Tütün kokan arabanın ön panelinden metalik bir ses yankılandı:

“Yeni rota oluşturuldu.”

Hanzade Hanım yeni yuvasına uçuyordu.


İlginizi Çekebilir

Zil Zırva

Selvi GÜLBAHAR

Bir Gece

Esra ALİMOĞLU

Keskin Bıçak

Erol ÇOLAK