Vedasız Sevda

Çam kokulu, limon ekşisi bir güz gecesinde ineceksin rıhtıma son yolcuları karşılamaya. Şamatacı bir lodos tokatlayacak yüzünü. Ölçüsünü bulamadığın bir ritimle vuracak sahile dalgalar. Sislerin içinden köhne bir vapurun kırmızı ve yeşil borda fenerlerini görecek, bileceksin pruvada seni kerteriz aldığını. Semayı yırtan yorgun düdük seslerinde susacak martılar, sus pus olacak derya. Karanlıkta hudutsuz bir gökyüzü ve daha da karanlık sular, neresi deniz neresi ufuk belli değil, tereddüt edeceksin: Süzülerek gelen gemi yüzüyor mu, uçuyor mu? Bu kez saçlarını yalayacak lodos. Ürpereceksin.

Makinalar tornistan, pervaneler köpürtecek vuslatı. Başı ayrı kıçı ayrı oynayacak vapurun huzursuz kısraklar gibi. Filikaya bağlı isimsiz bir can simidi düştü düşecek. Kamarot mutlu, çımacı bezgin, ölgün ışıkların dansında bağlanacak halatlar çatır çatır gerilerek. Ahşap iskeleler sürülecek yorgun ayakların altına. Bir bir inenlerin gözlerine bakacaksın bir bir. Ortalık tenhalaştıkça kırılacak umutların bir bir. Sürpriz yok, boşalacak rıhtım. En son kaptanlar, kaptanlar da terk edecek. Turnikeler sabahı bekleyecek. Bir sen bir vapur, kalacaksınız baş başa. Ürpereceksin.

Ağlamak isteyeceksin belki ya da ağlamamak. Ya da ne istediğini bile bilmeyeceksin. Nereden çıktığını anlamadığın uyuz bir köpek sokulacak yanına, elini koklayacak, tiksineceksin salyalarından. Daha çok tiksinmek için tutunca çenesini korkacak köpek senden, koşarak uzaklaşacak. Peşine başka köpekler takılacak. Aksi yönde bir tekir fırlayacak ağzında kim bilir hangi sarhoşun lütfundan rızıklandığı bir balık kafasıyla. Belirsiz bir mesafeden merhume Müzeyyen’in tınısı solmuş nağmeleri çalınacak kulaklarına. “Benzemez kimse sana” mesela. Söyleneceksin kendine ve söyleyemediklerine. Ürpereceksin.

Burun buruna güldüğümüz, kahkahalarımızın ulu orta seviştiği günleri anacaksın. İki çaya yedi şeker atarken nasıl utanmadığımızı; seyrettiğimize pişman olduğumuz filmleri, “Hiç beklenmedik, acayip bir sonu var.” diye, süsleye püsleye anlatıp sinir olduğumuz eşe dosta mutlaka izlettiğimizi hatırlayacaksın. Zamansız bir erik ısırmışçasına sızlayacak dişlerin, dişlerini sıkacaksın. Ağırlaşacak tuttuğun çiçekler, ağırlaşacak kolun, bırakacaksın. Birinin dikeni sıyıracak avucunu, alışkınsın sen acılara, hissetmeyeceksin. Fal bakardın çiçeklerden, üstüne basıp geçeceksin. Kızamadığın halde küfredeceksin bana. Düdük de yok artık, martı çığlıklarına karışacak sesin. Ürpereceksin.

Telefonunu çıkartacak, ekranına bakacaksın bir süre. Rehberden ismimi bulup tek parmak basımı bir vakte sıkışacaksın. Gururun hep önündedir pişmanlığın, aramayacaksın. Resimlerimizi de açmayacaksın. Sadece sosyal medya paylaşımları…Tüm hesaplarımı kapattığımı görecek, yutkunacaksın. Evin yakın. Oysa gidecek bir yerin yokmuşçasına döneceksin etrafında, denize karşı duracaksın. Bir an ya da bir yıl sonra soğuk sulara yürüyeceksin dimdik. Kumsala varınca ağırlaşacak adımların, aldırmayacaksın. Bileklerin uyuşacak ilk, ardından dizlerin, ardından… Nefesini yüzümde hissetmişçesine ürperecek içim.

 


İlginizi Çekebilir

Gülistan

Tahir Can GÜRSOY

İçimdeki Deniz

Gurbet TURAN

GÜNEŞE BAKMAK

Gülgün BİLGİÇ