Bazen

 

Yolculukları seviyorum. Hani iki-üç günlük olanları… Bavulla değil de sırt çantası ile bir bilinmeze açılan… İki bikini, havlu, terlik, şort, elbise ve kararsızlıktan alınmış iki-üç kitaptan mütevellit pratik bir toparlanış. Zaten deprem çantası gibi sırt çantamdaki iç çamaşırlar hep hazır ve nazır tatile… Aslında bir deprem çantam yok varsa yoksa yolculuk! Biri beni çağırsa da atlayıp gitsem! Neden tek başıma yani kendim için çıkmıyorum ki sokaklara! İlla biri planlayacak programlayacak beni hatırlayacak da eklemleneceğim. Hazıra konmak da derdim değil tam olarak! Bak, ta Almanyalardan Alanya’ya geliyor Peter… Direkt uçuşla! Almancılık bir farklı oluyor tabii; her şey dâhil tatiller, sezon dışı indirimler, kur farkının, satın alma gücünün dayanılmaz cazibesi vs.

Peter, her iki ayda bir mesaj atar, özledim der. En az iki hafta öncesinden de geleceğini bildirir. Bazen arkadaşları ile kalabalık gelir, bazen iki kişi, bazen de tek tabanca. Bu sefer tek. O yüzden heyecanlıyım! Rahat rahat denize girer, kıyıda taş toplar, bira içeriz.

Gitmeye bir anda karar verdiğim bu tatil için işyerinden iki gün izin aldım. Ağzımı eğdim, başımı büktüm ve istedim. Haşmetlimin koptu gönlünden, verdi izni. Sonra uçacak uçak ve kalacak yer araştırmalarına başladım. Uçak işi kolay oldu, indirimli bilet buldum geziye üç gün kala. Otel işine gelince, Peter ile beraber kalmak istedim ilkin. Yok, efendim Almanlara o fiyattan veriyorlarmış, Türk pasaportlulara vermezlermiş. Yok, yurtdışından rezerve ediliyormuş. “Peki!” dedim, civar otelleri araştırdım. Sonunda sahile ve Peter’in oteline yakın bir otel buldum. Sabah karanlığında uçaktan inişim ve araba kiralayışım uyku mahmurluğunda oldu. Hava benim için hırkalık, Antalyalılar için montluk.

Yıllar önce böyle mont giydiğimiz bir havada Almanya’da tanışmıştık Peter ile. Tramvayda otururken spontane… Çat pat Almanca konuşmaya çalışmıştım. Daha genç ve zayıftık. Hevesle Almanca öğreniyordum. Gelecek hayallerimdeydi bir zaman, tükenmeden önce… Emeklilikte birlikte olacağız, sıcak çakıllar üstünde el ele güneşlenip terleyince denize dalacağız… Ön prova mıdır bu tatil?

Otelime girerken telefondan haber verdim geldiğimi. “Gelme başkasını buldum, gelme Almanya’ya döndüm, gelme hastalandım, gelme düştüm, yorgunum.” der diye korktum. Gelme, zaten hiç yoktum.

Kahvaltımı erkenci emekli Almanlar arasında yaptım. Hemen giyinip plaja indim. Acaba şimdi nasıl? Son görüşmeden bu yana üç yıl geçti. Yirmi yıl önce neredeysek, ikimiz de hala aynı yerdeyiz, aynı evlerde, dolayısıyla farklı ülkelerde ve iklimlerde. Yeni bir yere göçmedik, yerleşmedik, yeni işler bulduk ama evlenmedik vs.

Uyanmasını, bana cevap vermesini bekliyorum. Sahilde şimdiden yürüyüş yapan çiftler var. O da sporcuydu, çok çalışkan, orta dürüst, az bencil. Şeytan tüyü vardı. Tanıştığımızda evliymiş meğer de yıllar sonra hesap edince ortaya çıkmıştı! Sonra bir de çocuk meselesi vardı, hani olsa olurdu ama olmamıştı. Almanya soslu bir düş, dil bariyerinin getirdiği tatlı bir hülya!

“Geliyorum!” yazmış. Bakalım o beni nasıl bulacak? Yaşlanmış, yıpranmış, Alman menşeli olmayan eski bir makineyi tarif eder gibiyim… Hah işte! Yeşilbaşlı ördek rengi şortlu bir adam bana doğru gülümseyerek geliyor. “Hey!” diyorum, sarılıyoruz gülümseyerek. Hafif kilo almış, epeyce kelleşmiş ama yüzü yine Batı’ya dönük ve aydınlık. Bana bakıyor, “İyi gözüküyorsun.” diyor. “Alanya çok güzel, burada ev fiyatları nasıl?” Bilmiyorum, kısa mutluluklar, anlık heyecanlar, biraz nostalji peşindeyim.  

Aslında pek de tanışmıyoruz ki!

 

 

 

 

 

 


İlginizi Çekebilir

Bir Klavuz Masalı

Meltem ESKİDEMİR

Yeni Rota

Banu ÖZÜGÜL

Özçekim

Mine TAPINÇ