İtiraf Ediyorum: Duygularım Çalındı!

Yeni bir güne mi yoksa yine aynı güne mi uyandım, bilmiyorum.

Hiçbir şey hissetmedim.

Mutfağa yürüdüm. Kahve makinesini çalıştırdım.

Camdan dışarı baktım, güneş doğmuştu ama içimi aydınlatmadı.

Bir zamanlar yüzümü güldüren o ışık, şimdi sadece solgun bir parıltı...

Kahve hazır.

Tanıdık o tıslama sesi geldi ama duymadım.

Kulaklarım benden habersiz tatile çıkmış gibi.

Bir yudum aldım; ne uyanma, ne tat, ne huzur...

Sadece sıcaklık...

Sadece sıradanlık...

İçimde tanımlayamadığım bir boşluk var.

Her şey bulanık, her şey flu.

Sanki duygularım uçup gitmiş, ben arkalarından bakakalmışım.

Oysa bugün pazar.

Benim “Duygu Pazarım”ın kurulduğu gün.

Ne mi var o pazarda?

Girişte taptaze endişeler...

Hemen yanında sabahın erken saatlerinde toplanmış, organik sertifikalı kaygılar...

Biraz ileride ikinci el heyecanlar… Az kullanılmış, sahibinden, tertemiz…

Sonra “Bir Alana Bir Bedava” umut reyonu…

O da kalmışsa tabii... Son zamanlarda karaborsa…

Gizlice aşk tezgâhına yöneldim, belki bu sefer utandırmaz diye...

Tezgâhtar beni görünce güldü.

Belki birine benzetti, belki de gözlerimdeki boşluğu fark etti:

– Yeni paketledim. Dört mevsim kullanılır.

– Son kullanma tarihi ne zaman?

– Tarihlere takılma. Bu zamanda bulmuşsun, şükret! Aşk, zaten çabuk bozulur.

Aldım, eve geldim. Kutuyu açtım.

Aman Allah’ım!..

Nasıl bir koku!.. Dayanılır gibi değil.

Bayat aşk kokusu!..

Kutunun altını çevirip etiketi okudum:

“Daha önce başkasının kalbinde kullanılmıştır.”

Delirdim. Koşa koşa pazara geri döndüm:

– Sen bana bayat sevgi vermişsin!

Tezgâhtar pis pis sırıttı:

– Ona da razı olan çok. Bu kadar seçici olma!

Tam bir sinir harbi içerisinde kös kös geri dönerken kapı çalındı.

Açtım. 

Karşımda takım elbiseli adamlar duruyordu. Göğüslerinde soğuk, metalik bir amblem:

DHMD - Duygu Hırsızlığıyla Mücadele Dairesi.

İçlerinden biri öne çıktı, sesi buyurgan ama duygusuzdu:

– Biz DHMD’den geliyoruz. Hakkınızda şikâyet var; empati düzeyiniz, yasal sınırların üzerine çıkmış. Çevrenizdekilere gösterdiğiniz duygusal hassasiyet sistemin dengesini tehdit ediyor. Bu yüzden arama iznimiz var.

Şaşkınlıktan dilim tutuldu, sadece bakakaldım.

Hiçbir şey sormadan, izin istemeden içeri girdiler. 

Etrafa yayıldılar. Her köşeyi, her gözü didik didik etmeye başladılar.

Ve sonra...

Kavanozları buldular.

Benim gizlice sakladığım, en derinlere gizlediğim o duygularımın kavanozlarını:

“İçtenlik”, “Şefkat”, “İyi Niyet”, “Eski Bir Özlem”...

Adamlardan biri hemen İçtenlik kavanozunu aldı, başını sallayarak dedi ki:

– Bu dozda içtenlik... Sosyal maskeleri eritir, çevreye zarar verir.

Hemen karşılık verdim:

– Yalnızca küçük dozlarda kullanıyorum. Mesela biri “Nasılsın?” dediğinde gerçekten nasıl olduğumu anlatıyorum.

Adam kaşlarını çattı:

– Tehlikeli başlangıç… Sosyal bulaşma zinciri yaratıyor.

Diğeri Şefkat kavanozunu kaptı:

– Şefkat, hassas bünyelerde bağımlılık yapar; sonrasında insanlığı bırakmak zor gelir.

Duraksamadan cevapladım:

– Yük değil bu... Bağ kurmanın şekli sadece…

Bir diğeri Eski Bir Özlem kavanozunu aldı, sertçe söylenerek:

– Geçmişin kokusu hala burnunuzdaysa sistem yeterince dezenfekte edilmemiş demektir.

Cevabım yine gecikmedi:

– Bazı kokular silinmez, hele geçmiş kokusuysa…

İyi Niyet kavanozunu alan ise kaşlarını çattı ve kısık sesle ekledi:

– İyi niyet; sistemsel açıklardan sızan, en masum görünen virüs gibidir. Bir kere sisteme girdi mi çıkmaz.

Yine susamadım, hemen atladım:

– İyi niyet virüs müymüş, ben onu antivirüs sanıyordum...

Hepsine el koydular.

Plastik kutulara doldurup üstüne kırmızı etiketler yapıştırdılar:

“Duygusal risk taşıyor.”

Biri; gözlüğünü düzeltti, sesini pedagog gibi yumuşattı:

– Bakın... Size bir çocuğa anlatır gibi anlatıyorum. Şefkat artık tehlikeli bir madde. Aşırı doza maruz kalan bireyler, sistemin otomatik savunma duvarlarına çarpar. Geri dönüşü zordur.

Diğeri ekledi:

– Hele bir de iyi niyetle birleşirse… Patlayıcı etki yapar.

Sizi korumak için bunları alıyoruz.

Sadece... Sizin iyiliğiniz için.

Her şeyi altüst edip çıkarlarken en asık suratlı olanı bir ceza makbuzu uzattı:

Ceza Bildirimi:

Tespit: Aşırı duygusallık. Sistem dışı kalmaya müsait.

Uyarı:  Duygularınızı gerektiği kadar yaşayın. Fazlası zarar verir.

Not: Tekrarı halinde duygusal karantinaya alınabilirsiniz.

En son çıkan, eşiği geçerken durdu; başını hafifçe çevirdi ve fısıldadı:

– Ben de bir zamanlar umut beslemiştim. Bana da geldiler. Sen yine iyisin, en azından cevap verebildin.

Hiçbir işaret vermeden geldiler... Ve sanki hiç olmamışlar gibi çekip gittiler. Kapıyı kapattım.

Ne diyebilirdim ki?

Etrafıma ve elimde kalanlara baktım:

Son kullanma tarihi geçmiş bir aşk.

Karantinaya alınmış duygular.

Geri dönüşüm kutusuna konmuş umut.

Evet, itiraf ediyorum! Duygularım çalındı, hem de göz göre göre!..

Ama ben onları tekrar tekrar yaşamaya niyetliyim.

Çünkü bazen en delice şey... Hissedebilmeye devam etmektir.

 


İlginizi Çekebilir

Anılara Yolculuk

Nilüfer GÖĞEBAKAN

Düşünmüyorum

Damla Güler ÖZTÜRK