Hayat Hem Kolay Hem Zor

Babam zengindi, durumu bayağı iyiydi, çalışkan adamdı doğrusu. Hani derler ya “Bir elim yağda, bir elim balda.” büyüdüm ben. Tabii bunda, adaklarla, dileklerle doğmamın etkisi de büyük. Ağabeyimden sonra annem hamile kalamamış. Yedi sene Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesine gidip yalvarmış. Toplam on sene sonra ben doğmuşum. Şımarık büyütüldüm, kısacası.

İstediğim hemen her şey alınırdı. Arsız değildim ama isteklerim olurdu tabi. Yaşıma uygun moda kıyafetler, okul malzemeleri ve benzerleri hep elimin altındaydı.

Bazen saçmaladığım da olurdu. Bir gün annem, bana sürpriz yapıp bir ayakkabı hediye almıştı. Yüzüm nasıl bir hâl aldıysa beğenmediğimi anladı, üzüldü canım annem.

Böyle el bebek gül bebek, günler geçerek lise ikinci sınıfa geldim. Bir sabah okula giderken yola bir kedi yavrusu fırladı. Karşıdan gelen arabadan kediyi kurtarmak için kendimi yola atıverdim, düşünmeden. İşte bu hareket bütün hayatımın değişmesinin başlangıcı oldu.

Hastanede öğrendiğime göre omurgam zedelenmişti araba bana çarpınca. Bir sürü tedavi uygulandı, aylarca hastanede yattım. Canım ailem devamlı yanımdaydı. Bana destek olmak için ellerinden geleni yaptılar annem, babam, ağabeyim.

Ama benim için adeta hayat bitmişti. Avukat olacaktım güya. Bu hâlde, ben hayatıma nasıl devam edecektim? Tuvalete bile yardımsız gidemezken, liseyi bile bitirememişken avukat olmak öyle uzak bir hayaldi ki. Kendime acıyarak bayağı zaman geçirdim.

Sonra bir gün gazetede bir kızın öyküsünü okudum. On dört yaşındayken bir trafik kazasında annesini, babasını kaybetmişti. Babaannesi ile yaşamıştı ama hayattan kopmama cesaretini gösterip sonunda doktor olmuştu.

Birden canlandım sanki. Ben neden yapamayayım, diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Bazen annem bazen babam ya da ağabeyim tekerlekli sandalyemle beni okula götürüp getirerek liseyi bitirebildim. Aslında iyi de bir öğrenciydim. Ve inanmayacaksınız belki ama İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Ailem ne yaptı biliyor musunuz? Okula yakın bir eve taşındık, sırf ben okuyabileyim diye. Hiç düşünmediler bile hayatlarının nasıl değişeceğini. Alıştıkları çevreden, yılların komşularından bir anda uzaklaşmak zor olsa bile bir an tereddüt etmediler.

Artık ben de ufak şeylere üzülmüyorum hiç. Hani bir gün annemin aldığı ayakkabıları beğenmemiştim ya şimdi tekerlekli sandalyede, ayakkabı olmasa ne olur sanki kafasındayım.

Böylece dört yıl geçti. Üniversitede üçüncü sınıfa geçtim. Bu arada nerede iyi bir doktor var deseler gidiyoruz. Ama maalesef gelişme yok. Tam bu noktada size bir insanı anlatmam gerek.

Adı Vladimir. Bulgaristan’da tıp fakültesini bitirip Moskova Tıp Fakültesi’ne de devam etmiş. On iki yıl önce Müslüman olmaya karar vermiş, Türkiye’ye yerleşmiş. Adı da Murat olmuş. Akupunktur dâhil, bir sürü alternatif tedavi biliyormuş.

Bir arkadaşım bahsetti. “Sen bir de Doktor Murat’a görün.” dedi. Ümitlenmedim ama yine de evde bahsettim. Annem, babam hemen ilgilendiler. Hatta benden habersiz randevu bile almışlar. Neyse gittik tabi. Her şeyi deniyoruz ya bunu da yapmadık demeyelim diye gittim ben aslında.

Muayenehanesi, İstanbul Anadolu Yakası, Göztepe’deydi. Biz Avrupa Yakası’nda oturuyoruz. Hâliyle gidip gelmek kolay değil diye evimize gelmeyi kabul etti. Tonton mu tonton, güler yüzlü birisi.

Haftada üç gün gelip beni masajla tedavi etmeye çalışıyor. Tam yedi ay böyle geçti. Ama ne masaj, ömrümde görmediğim hareketler yapıyoruz. Yedi ay da az değil, hâlâ ümitsizim. Bir ara bırakmayı bile düşünmedim değil.

Bir sabah uyandım. O ne? Sanki ayak parmağım oynadı gibi. Yok canım, bana öyle geldi herhalde, diye kimseye söylemedim bile. Gece yatana kadar bir daha denemedim. Hayal kırıklığından ölesiye korkuyorum.

Oynadı! Ayak parmağım yine oynadı bence. Yarın doktorum gelecek, söyleyeceğim ona.

Söyledim de. Gözlerinin parladığına yemin edebilirim ama hiçbir şey söylemedi. Masaja devam ediyoruz. Bir ay sonra parmağımı değil, ayağımı oynattığımı fark ettim bir gün.

Ve biliyor musunuz, masaja başladığımdan bu yana on ay geçti ve ben koltuk değneklerine geçiş yaptım. Artık Murat amca dediğim doktorumun da yüzünde güller açıyor.

Biraz daha sonra ilk defa evimizin altındaki bakkala inip alışveriş yaptım, inanabiliyor musunuz? Kendi kendine yetebilmeye başlamanın keyfini, rahatlığını, yaşadığım mutluluğu anlatamam size. Altı ay daha koltuk değnekleriyle devam ettim. Bir gün anneme değneksiz adım atmaya çalışacağımı söyledim. Tüm ailem karşıma dizildi, biliyorum endişeleri var ama deneyeceğim. Canım annem mutfağa koşup pasta yapmış, kutlama pastası. İşte o günden sonra yavaş yavaş değnekleri bırakacak duruma geldim. Bu bir mucize, Doktor Murat mucizesi.

Bir sürü doktorun yapamadığını, sebatla, pes etmeden, bilgeliği ile başardı. Ben yürüyorum artık arkadaşlar. Bunun ne demek olduğunu başına gelmeyenler pek anlayamayabilir ama şunu herkes düşünebilir.

Hayatta üzüldüğümüz ama aslında önemsiz o kadar çok şey var ki! Bir şey kırılmış, bazı şeyler istediğimiz gibi olmamış, biri bana çok da hoşuma gitmeyen şeyler söylemiş, beğendiğim kıyafeti alamamışım. Boş verin arkadaşlar, boş verin. Elimizde olanların, varken kıymetini bilmek çok önemli, kaybedince değil. İnanın hayatınız güzelleşecek, aydınlanacak. Herkesin derdi kendine göre en büyüktür, doğru ama unutmayın her dert de gerçek dert değildir.

Ben avukatlık yapıyorum artık. Adliyeye kendi başıma gidip gelebiliyorum.

Ama maalesef bu hafta Murat amcayı kaybettik. O kadar üzgünüm ki anlatamam. Hayatım boyunca unutmayacağım ve dua edip minnetle anacağım.

Bir saat sonra ne olacağımızı bilemeyeceğimize göre anın keyfini sürmeyi mutlaka deneyelim. Çok sağlıklı, güzel günler diliyorum herkese.

 


İlginizi Çekebilir

Zeytin Ağacıyım Ben

Meltem ESKİDEMİR

Belki Az Belki Çok

İrem ATALAR

Mucize

Merve BİÇER